Birinci Düğüm: Emir (part-2)

Temmuz 4, 2018 2 Yazar: gmz35
  •                                resim

Kapının koruyucusu Muhafız Benna, Arven’in kolundan tutulup götürülürken grubun arkalarından yürüyordu. Kendisi de ilk defa Komutan Rahip Yorgu’nun böylesi bir emir verdiğine şahit olmuştu. Hep iyi bir idareci olan Yorgu neden bu kadar ısrarcıydı anlamıyordu. Yine de onun görevi tapınağı ve yeri geldiğinde halkı korumaktı. Emir demiri bile keserdi. “Elbet vardır bir bildiği rahibin” diye düşündü. Zaten Benna, bu meselelere kafa yoramayacak kadar kaderci biriydi.

 

Muhafız Benna kel başında güneşi sonuna kadar hissediyordu. Sabahın geride kalıp öğlen vaktinin geldiğini kafasını ısıtan güneşten anlardı zaten her zaman. Diğer muhafızlardan bir derece üstün olsa da onlar gibi kafasını kazıtmak zorundaydı. Bulutsuz alabildiğine sıcak ve nemli bir havada genç bilge niçin bu kadar sorun çıkarırdı ki? Yapmak zorunda olduğunu bile bile diretmesi saçmaydı. Siverk adasının en yetkilisi olan Kral III. Fayba bile rahibi her ay çağırır ona danışmanlık yapmasını ister, nasihatlerini dinlerdi. Genç bilgeyi de Rahibin halefi olarak görürdü. Bu yüzden Arven’in toplumda büyük saygınlığı vardı.  Benna durumu anlamlandıramadığı için boş vermeye karar verdi.

 

Arven’in kolundan tutup zorla sürükleyen iki genç muhafız, Arven’in birden durmasıyla durdu. Bu yoldan dönüşü olmadığını anlayınca, “Benna! Söyle onlara kendim yürüyebilirim.” Dedi Arven. Benna omuzlarını silkti “Rahat durup bizimle Zayhan’a gelirsen neden olmasın Genç Bilge?”. Belliki genç çocuktan onay almak istiyordu. “Tamam, tamam rahat durup sizinle Zayhan’a geleceğim.” diyerek onayladı Arven. Genç muhafızlar Benna’ya baktı. Kafasıyla onaylama işareti veren Muhafız Benna’yı gördüklerinde Arven’in kolunu bıraktılar. Arven muhafızlara baktı “Sağolun çocuklar neredeyse kolum elinizde kalıyordu.” dedi yarı kızgın bir edayla.

 

“Yürüyün, limanda kayık bekliyor.” dedi Benna.  Patika yol tepeden aşağı iniyordu. Islah edilen koruluk alandan tapınağı arkalarına alarak ilerlemeye devam ettiler. Kimseden ses çıkmıyordu. Duyulan tek şey ayaklarının altında basıp geçtikleri kuru ot sesleriyle karışan kuş sesleriydi. Arven baş eğmek zorundaydı. Yine de neler yapabileceğini düşünmek için biraz daha zamanı olduğunu hatırlatıp durdu kendine. Yürürken bir yandan düşünüyordu. Biraz sonra şehrin gürültüsü duyulmaya başladı. Tepeden aşağı limana indiklerinde sol tarafta tüm canlılığıyla Siverklerin en büyük şehri duruyordu. Arven; limanda koşan çocuklara, balığa çıkmaya hazır teknelere baktı. Limana yakın bir Pazar kurulmuştu. Canlılık, kalabalık heyecan ve hayat kokuyordu burası. Kendi kendine “Ne yapmalıyım?” dedi.

 

Limandaki kayığa doğru yaklaştılar. Kayığın sahibi eskiden deniz savaşlarına katılan bir denizci muhafızdı. Hayden, deniz savaşında ağır bir yara aldığı için muhafızlardan ayrılmak zorunda kalmış ama deniz tutkusundan ayrılamamıştı.

 

“Kapının ve tapınağın koruyucusu Benna, dostum hoş geldiniz.” dedi sıcak bir gülümsemeyle. Tek gözü kör Hayden’in, sağlam olan sol gözünün içi gülüyordu Benna’yı gördüğünde. Ne de olsa aynı köyde doğmuşlardı, Benna’ya ağabeylik yapmış sayılırdı.  Benna dostuna Muhafız selamı vererek onu onurlandırdı.  Daha sonrasında sarıldı. “Hoşbuldum Hayden. İyi gördüm seni.” Dedi gülümseyerek. Benna nadir gülümserdi. Genç bilge bu dostluğun sebebini merak etse de düşünecek pek az zamanı vardı. “Eh idare eder” dedi soluyarak Hayden. “Tanrı beterinden korusun, ne o paket teslimi mi var?”  diyerek devam etti. Bakışlarını İki yeniyetme muhafızın arasında duran Arven’e çevirerek.

 

“Epey önemli bir paket. Otuziki seneki emrin, bugünkü hazırlayıcısını götüreceğiz senle.” Dedi Benna. Kayığın halatını çözmekle meşgul olan Hayden kulaklarına inanamadı, halatın düğümünü nasıl çözeceğini bile unutmuş gibi görünüyordu. “Bana sakın o törenin yapılacağını söyleme Benna.” Dedi. Afallamıştı Hayden. Arven bu adamın neyden çekindiğini anlamaya gayret ediyordu. “Siz yeniyetmeler derhal tapınağa dönün. Geri kalan işleri ben hallederim.” Dedi Benna. Onların önünde konuşmak istemedi. Genç muhafızlar, selam vererek oradan ayrıldılar.

 

Muhafızların iyice uzaklaştığına kanaat getiren  Benna konuşmaya devam etti “Emir verildi Rahip bir şey biliyor olmalı Hayden.”

 

Yaşlı deniz muhafızı hala duyduklarını anlamlandırmaya çalışıyordu. Hayden otuziki sene öncesini hatırlayacak kadar büyüktü. Komutan Rahip Yorgu’dan ikiyaş büyüktü. O günü yaşananları, töreni, öksüz kızın hazırlanışını, götürülüşünü çok iyi hatırlıyordu. Kızın gözlerini unutmamıştı Hayden, hala bile koyu yeşil gözler kurtulmak için debelenip dururdu kabuslarında.

 

“Hayden!” dedi Benna, adamı omuzlarından silkiyordu. “Ama bu emir için ortada bir bulgu olaması lazım…” kekelemeye başladı yaşlı adam, “Yorgu ne yapıyor ne gördü?” diye tamamladı güç bela. Arven yaşlı adamın bu hallerinden beklediğinden daha zor bir görev verildiğini hemen anladı.

 

“Konuşmak için vakit yok, bir an önce Zayhan’a gitmek zorundayız.” Dedi Benna. “Götürecek isin onu söyle Hayden.”  Diyerek de üstelemeye devam etti. “Ama neden şimdi? Bunu konuşmadın mı rahiple” dedi denizci Arven’e soruyordu besbelli. “bilmiyorum son bir haftadır komutan Rahip tapınaktan çıkmadı,sonra beni çağırdı ve yapmam gerekenleri anlattı.” dedi Arven üzüntüyle. “Bu halkımız için yapılacak bunu unutma hayden. Çocuğun kafasını da bulandırma. Artık şahitlik ahdiyle emir verildi. Ben de şahit oldum. Şimdi gidelim. İstersen gelneyebilirsin.” dedi Benna. Halattan kurtardı kayığı ve içine atladı. “Genç Bilge gel.” dedi.

 

“Ben de geliyorum.” Dedi Hayden. Arven de kayığa bindi. “Ne zamana orada oluruz.” Diye sordu.

 

Sessiz, düşünceli ve aklındaki koyu yeşil gözlerin hatırasıyla dolan Hayden, “Ada fazla uzak değil.” demekle yetindi.