Birinci Düğüm: Emir (part-3)

Temmuz 9, 2018 1 Yazar: gmz35

source

 

Tina, Siverk adasındaki en büyük şehirdi. Bizzat krallık soyunun kuruduğu, tanrının da güç ve düzen bahşettiği kutsal şehrin adı, ilk kurtarıcının adından geliyordu. Siverkler ilk kurtarıcının son oğlu olan Siverk’in Tanrının eli olduğuna ve bu adayı onlara has kıldığına inanıyordu. Öyle ki her bir Siverkli “Tanrının elinin gölgesi yeter” diyerek her an ortalıkta nutuk atabilir, soylarıyla övünebilirdi. Böylesi bir aidiyet duygusuyla çevre adalara da hızla yayılmış, denizdeki hakimiyetlerini kuvvetlendirmişlerdi. Tina, Siverkliler için cazibe merkezi, alışverişin kalbi demekti.  Her pazar günü kurulan, adeta panayır havasında geçen bu alışveriş tezgahları sayesinde şehirdeki canlılık artıyordu. Pazar bitip tezgahlar kapandıktan sonra hemen hemen herkes, adanın en güzel yerine kurulan ana tapınağa gider, şanslı iseler Komutan Rahip Yorgu’dan dua alırdı. Öyle bir pazar günü gelip çatmıştı.

Sıcak hava herkesi oturduğu yerde terletmeye yeterdi. Yine de alışveriş telaşı insanları sarmıştı. Karsay da Zayhan’dan gelip yetiştirdiği meyveleri satmayı umuyordu. Hasılat iyi olursa evinin yanına bir oda daha yapabilecekti. Ablasının yâdigarına gözü gibi bakabilmeyi diliyordu. Eşiyle Tina pazarına gelmeden önce yine tartışmışlardı. Karısı azla yetinmeyi bilmeyen sürekli şikayet eden biriydi. Evde ufak yeğenine bakamayacaklarını söylüyordu. Ufak bir oda daha eklerse yeğenini yanına alabilir, eşinin şikayetlerini az da olsa dindirirdi. Kendi halinde bir çiftçi olan Karsay, eşine iyi bir hayat sunamadığından hayıflanıyor daha çok çaba göstermesi gerektiğine inanıyordu çünkü eşini seviyordu. Karsay, bu düşüncelerle ufak kayığından eşyaları indirmeye ve tezgahını kurmaya başladı. Zayhan, Siverk adasına uzak sayılmazdı, yine de daha serin olduğu kesindi. Terleyen alnını omuzundaki bezi kullanarak sildi ve işine devam etti.

Bu arada limandan ayrılan kayık, Hayden’in kol kuvvetiyle denize çoktan açılmıştı. Mavi deniz, koyu yeşil gözler kadar derin gelmiyordu. Arven dalga seslerini, denizin uğultusunu beyninde yankılanırcasına duyuyor odaklanmakta, düşünmekte zorluk çekiyordu. Benna’ya kaçamak bir bakış fırlatarak yüzünü ekşitti. “Hayden?” dedi, Hayden istemsizce koyu yeşil gözlerin düşüncesinden ayrıldı ve Arvenin yüzüne baktı. Benna soru sorulmasından rahatsız hissediyordu. öyle de olsa onları susturmaya çalışmadı. “Otuziki sene önce tam olarak ne oldu?” diye sorusunu tamamladı Genç Bilge. “Rahip sana görevi verdiğinde açıklamadı mı?” diyerek soruya soruyla cevap verdi Hayden. “Geçmişi değil, yapacaklarımı ve nedenini açıkladı.” dedi Arven. Kayığı kısa bir süreliğine durduran Hayden, Bennanın yüzüne şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. “Sen de mi anlatmadın?” Benna umursamaz bir tavırla kel kafasını kaşıdı “Ne farkedecek anlatsam?” dedi. Hayden, Bennanın ne ara bu kadar umursamaz bir bok çuvalına döndüğünü anlamaya çalıştı bir an. “Bana tam olarak neden o kızların seçildiğini anlatmayacak mısınız?” diyerek üsteledi Arven. Benna konunun uzayacağını sezmişti önüne geçmek istedi, “Vaktinde yetişmeliyiz bunların önemsiz olduğunu kaç kere söyleteceğim!” dedi. Hayden dayanamadı “Çok istiyorsan bu yaşlı herife kürek çektireceğine kendin çek. Daha hızlı gideriz.” dedi Benna’ya. Benna kürekleri aldı, yüzünde sinirli bir ifade vardı, “Hala o kızı düşünen bir sen kaldın değil mi? Ne yapıyorsanız yapın, vaktinde Zayhan’da olalım yeter!” dedi.

Arven Haydene döndü; “Anlatacak mısın?” diye yeniledi sorusunu. “Evlat…” dedi Hayden sözleri de anlatacaklarının ağırlığından ağır ağır döküldü dudaklarından. “Bundan tam kırkiki sene önce bir kız gelmiş dünyaya, babası tarafından istenmeyen hatta annesi tarafından bile istenmeyen…” iç geçirdi Hayden. Merakla onu dinleyen Genç Bilge’ye bakıyordu. “Kız, istenmeyen bir bebekmiş çünkü tecavüz sonucu hamile kalmış annesi. Kadın düşük yapmak için çok çabalamış, Zayhan küçük bir yer olduğundan durumunu fazla gizleyememiş. Bu utancı Tanrı katından ço yeryüzünde de kaldıramayacağı için kadına ağır gelmiş. Çocuk doğduğu gün kendini Zayhan’ın falezlerinden atarak hayatına son vermiş. O gün Siverk adası, Zayhan başta olmak üzere bir çok yer fırtınaya teslim olmuş. Ben de o zamanlar küçüktüm. Annem anlattı bana olanları. Küçük kızı herkes uğursuz olarak bellemiş, Zayhan’da. Yıllar içinde önce tüm ekinler azalmaya başlamış daha sonra ekinler kurumuş, kıtlık başlamış. Çocuğa kimse bakmak istememiş. Ama Büyükannesi baktı o kıza. benim..” sözleri boğazında düğümleniyordu Hayden’in. “Sen nereden tanıyordun onu.” diye sordu Arven. “Bizim evin bitişiğinde yaşarlardı. Annem evin önünden geçmemize bile izin vermezdi. Uğursuzluğun bulaşacağına inanırdı. Ama ben o kıza bakardım, bazen açlıktan ağladığını görür yemek götürürdüm. Koyu yeşil gözleri vardı, güzeldi adı Fida’ydı.” Benna kızı tekrar gözünde canlandıracak kadar hatırladı. Hayden’in anlattıklarını her an yaşıyorcasına dinliyordu. “Sonra ne oldu o kıza?” dedi Arven.  Hayden derin bir soluk alarak ndevam etti “Otuziki sene önce yaşanan o büyük felaket kızın doğduğu gün oldu, ben o zamanlar oniki yaşındaydım. Yer öyle bir sarsıldı ki, içine düşüp bizi yutacak sandık. Tüm pınarlarımız yerle bir oldu. Deniz üstümüze kükredi. Siverkteki kutsal dağ tüm alevlerini Tinaya kustu. Dağın ateşinden kaçabilenler bizim adalara ve çevre adalara kaçışmaya başladı. Felaket bizleri tam anlamıyla alaşağı etmişti.”  Benna o günü hatırladı, babasını o depremde kaybetmişti, O uğursuz kız doğumundaki günahla babasını bile ondan almıştı. bu yüzden haketmişti diye düşünüyordu. Benna’nın aklında bu düşünceler dönerken kürekleri büyük bir hışımla çekmeye devam etti. “Felaketin ertesi sabahında Fida bir kişiden dayak yemiş ağlıyordu, gittim ona vuranı dövdüm. geldiğimde Fida yoktu.” dedi Hayden. “Nasıl yani?” dedi Arven. “Geldiğimde Fida, büyükannesi, hatta evleri, arazilerindeki ot bile yoktu evlat.” dedi Hayden üzüntüyle. “Anneme sordum, götürdüklerini onlardan kurtulduklarını, felaketlerin yeni ay yükselirken  biteceğini söyledi.”

Hayden konuşamıyordu.. Ağlamaklı sesi iyice boğazına tıkılmıştı. Hikayenin geri kalanı Arven’e verilen görevle alakalı olmalıydı.