Manipülatör mü? O da ne?

Temmuz 10, 2018 0 Yazar: gmz35

Selam! 

source

Bir bardak çay? 🙂 Bir kaç bölümdür sırf burası için tasarladığımbir hikaye paylaşıyorum.  Okudunuz mu? Geri bildirim alsam bir kaç eleştiri, ne bileyim işte uzaya yazıyor gibi hissetmesem iyiydi. Aslında çok da şikayetleneceğim bir şey değil. İlk amacı sadece yazı yazmaktan keyif almak, sosyal yaşantısındaki can sıkıcı realiteden kaçmak olan biri için feetback istemek fazla lüks olur. Aslı itibariyle kendimden yani sizin gördüğünüz et ve kemikten ibaret şu kalıptan kutulup hayallerin sınırsızlığında ben olacağım tek mecrada; şu klavye başında kelimelerle resim yapmaktan duyduğum hazzı hiçbir şeye değişmem. Öte yandan bilinirlik, tanınır olma arzusu beynimde yer etmiyor da değil. Dürüstçe söylesenize hangimiz varoluş sanatımızda fark edilmek istemez ki? Tabi bir tür hikikomari değilseniz. 🙂 Ne bileyim ya da görünmezlik pelerini ile kaplanmış bir ruha sahip değilseniz.

source

Aslında çok da amaaç gütmeden giriş, gelişme ve sonuç kısımlarını detaylandırmadan öylece yazmak istedim. okuyan olur umuduyla yine klavyedeki tuşlara yapabildiğim kadar hızlı basıp kelimelerden cümleler oluştumak idtedim. belki günün birinde parmaklarım düşüncelerimi hızında yazabilir. 🙂 Buıradaki makaleleri okurken, hikayelerde dolanırken farklı dimağlar keşfetmeye başladım. Bir yandan bu kadar yetenekle donatılmış insanlar olduğuna şaşırırken bir yandan gıpta ettim. Uzmanlık isteyen alanlarda süslü olmadan sadelik ve anlaşılırlıkla yazanlar hep favorim oldu. Kimi zaman ustaca kaleme alınmış bir anı beni o yaşanmışlığın duygularına bile itti. Sanırım benim için empati kurabilmenin en güzel yanı yazılarınızı okumak oldu. Şu aralar, daha doğrusu  yaşamda kendi farkındalığımı fark edebildiğim günden bu zamana kadar arayışım, kavgam çevreye karşı o ve ben ilişkisinde stabilmiş aslında. Tek düzeliğin sıradanlığın, yalınlığın bile özlenebilecek bir şey olduğunu fark etmeden kendimi kaoslara sürükleyen de benmişim.

Size de oluyor mu böylesi çıkarımlar? Nasıl diyeyim, belki ayna karşısında belki yalnızken belki de aşırı kalabalık bir anda daha önce fark edemediğiniz br şey tak diye canınıza okuyor mu? Gözlem yaparken kendinizi karşinızdakinin göz bebeklerinden izliyor musunuz? “Heeey Elif ben bunu ne için yapayım sayko muyum ben?”  dediğinizi tahmin edebiliyorum. Gerçi ben bunları yapıyorum diye anormal mi oluyorum? Veya yapmayan normal mi oluyor?

source

Son bir kaç gündür resmen diplomalı bir teolog olarak, düşünüyorum. Mezuniyetime daha tam alışamadım, sevinemedim bile.  Alanımda aldığım eğitim beş yılda tamamlandı. Peki ben beş yılda ne öğrendim? Her  hangibir konuda kaynakça dize dize nsize bir makale yazabilir miyim? El cevap; ben de bilmiyorum. Genelde bir şey bilmediğinizi düşündüğünüz o sınav öncesi hallerinizi hatırlayın. Soruyu görene kadar boş ve aptal hissetmediniz mi? Ben ezber vereceğim zaman hep böyle boş bir teneke olduğumu düşünürdüm. Ta ki soru bana yöneltilinceye kadar. Soruyu ilk duyunuzla kavradığınızda beyindeki nöronlar birbirleriyle iletişime geçip, kodlanan bilgileri ilginç bir şekilde, size fısıldayı verir. Bilgi kodunuzu ne kadar sağlamlaştırmışsanız ve hangi soruya, hangi bilgi kısmını kullanacağınızı bellemişseniz sorun yoktur. Bir çeşit “Bilgi Koruma Kanunu”nu aktif etmeyi başarmışsınız demektir. Kimi zaman bu bilgiler sadece mekaniktir. Mekanikleşme, ustalaşmak demektir. Ya da öyle midir? Mesela ben, bir ayet ezberledim diyelim beyin olarak ama hiç ağzımla sesli okumadım. Yüzde bin beşyüz tökezlerim ezberimi verirken. Fakat ezbelemey sürekli sesli tekrarla yaparsam; ağzım, dilim mekanikleşir. Beyin de bildiğini dille ifade eder hale gelir. Aynı şey tüm zanaatlar için de geçerlidir. Peki sayın okuyucum; empati de mekanik midir? Ya da hangi bölümden mezunsan şak diye makale yazabilir misin? İnsanların gözbebeklerindeki yansıman ustalıkla örtündüğün mahremini delip geçmez mi?

Zırvalamakta üstüme yoktur. Kafa patlatmayı severim. Hele kendi kafamı haddinden çok karıştırdığım doğrudur. Burada bununla övünmüyorum. Hatta o kadar ki monotonluğun kaosuna kendimi kilitlemişken, yalın bir tek düzelik hayal ediyorum. Yazmak istiyorum. Buhranları, ilk kalp atışlarını, ölümü, hayatı, cennet ve cehennemin en derin gizli kuytu yerlerini anlatmak istiyorum. Ben istiyorum da, empati yoksunu bu sistemde benim bir kıymetim yok. Para lazım, iş lazım, aş lazım. Bağımsızca var olabilmek için bağımlılıkla o maaş tasmasını takmak lazım. 

 

source

Mecburiyetler sayın okuyucum, görünmez prangalardır. Mecburiyetler hayattaki ilk nefes alışınla başlar. Nasıl bir ebeveynle karşılaştığına göre deiğişir. Sen bu değişkenler ve mecburiyetler arasında çoğu zaman tercih hakkım var sanırsın. Halbuki manüpüle ustaları hayatımızı biz doğmadan kurcalamıştır bile. Manipülatörler de mekanikleşmiş birer zanaat ehlinden başka bir şey değilmiş. 🙂 Tüm bunlar arasında kaderci bir saçmalıkla hayatına girerler. Gerçek tercihlerin olduğunu unutmamak gerekir. İstemediğimiz yaşamları istediklerimiz için katlanmak zorunda olduğumuz birer görev gibi düşünürsek; istenilen hayatın emeklilikte yaşanabileceğini görürürz çoğu zaman. Yaş geçtikten sonra da pek bir ehemniyeti yok gerçi. Bu sebeple ki, istemediğim hayata ömür biçtim. Ben yaşlanmadan bitmeli ki tek sıkımlık kurşunu kalan son cephe svaşçısına dönmeyeyim. Hayat tek kurşun için fazla uzun, iki kurşun için de fazla kısa.

source

 

Saykodeli marjinalliğinden çok, önemli ölçüde normalleşmeye ihtiyaç duyuyorum şu günlerde. Genç ve taze işsiz olarak bir kapı daha açmam lazım hayatıma. Duvarlar diyorum, yorucu ve debdebeli. Nefes alabilmek için duvarlara kapılar, pencereler açmam gerekecek. Yaşam bana baştan bir zenginlik sunmadığı için, manipülatörlerime meydan okuyorum. Hodri meydan gelin de alın beni hayaller sahasından!

Tanışmasak da sevgiyle. Yeni bir hayatın büyük sancısı bana keyif veriyor. 🙂