Birinci Düğüm: Emir (part-4)

Temmuz 12, 2018 1 Yazar: gmz35

source

Yol boyu konuşulanlar Arven’nin beyninde o kadar yer etmişti ki, nefes alırken göğsünün bu denli battığını daha önce hissetmediğini düşündü. Kayık giderek kuzeye yöneliyor, denizin esintisi kayıktakilerin yüzünü yalıyordu. Siverk adasını uzaktan izlemek akşam saatlerinde güzel olabilirdi belki ama güneş tepeden inmedikçe, denizin üstünde oluşan kırılma ve yansımalar insanın gözünü alıyordu. Benna kürekleri devraldığından beri, yorulduğunu hissetmiyordu. Hayden uzun uzun gidecekleri yöne bakıyor elindeki bıçakla, bir tahtayı dalgın bir şekilde yontuyordu. Herkes kendi muhasebesini gözden geçiriyor gibiydi.

Arven konuşulanlardan anladığı kadarıyla yapılacak ayinden henüz Zayhan’lıların haberi yoktu. Daha öncede bu ayin baskın bir şekilde düzenlenmiş, halkın felaketten başını kaldıracak hali kalmadığı için; çözümün ani gelmesi bile onları bir şey yapmamaya itmişti.  “Önce zihnimi boşaltmalıyım.” dedi fısıldayarak. Kayığın içinde güney istikametine döndü Arven, gözlerini kapattı. Her zor bilmeceyi, soruyu bu yöntemi uygulayarak çözmeye başlardı. Kutsal tapınağın kalbine girdiğini, çatı kattaki okuma salonunda ardarda bulunan kitaplıkların en sonuna gittiğini düşündü. Kitaplığın raflarını hatırlamaya çalıştı, herbirini tek tek canlandırdı zihninde. Beşinci rafı ortalayan kitabı buldu, ilk evren bilmecesini çözüğündeki kitaptı bu. Okuma salonunda tüm raflar çift haneli sayıda kitapla doluyudu. Ama o sondaki kitaplığın beşinci rafı farklıydı.

Çocukken ilk evren bilmecesini çözdüğünde beş yaşındaydı Arven, beşinci rafın içinde  tam da bu kitabın içinde bulmuştu cevabı.  İlk tanışmalarında Yorgu; sormuştu ona gülümsemeyle, “Boşun içinde dolu, dolunun içinde boş. Birbirinden çıkartır ikisini de ne hoş, bunu yapan nedir” diye sormuştu. Arven cevabı biliyordu, komutana cevap vermeden müsade istedi. Kitabın adı cevaptı ve kitabı Rahibe götürürse, okuma yazama bildiğini de ispatlamış olacaktı. kitabı gördğünde Rahip, koca bir kahkaha atmıştı, başını okşadı. “Cevabın bu mu?”. Kafasını salladı çocuk Arven. Kitabın üstünde kocaman ‘Tanrı’ yazıyordu.

Kitaplığın içinden Tanrı’yı bulup içinde bıraktığı ilk başarı notunu bulduğunu düşünerek meditasyona devam etti. sonra Kitabın içinden bir pasaj hatırladı. Gözlerini birden açtı. Muhafız Benna, Genç efendiyi dürtüyordu. “Geldik! Uyumanın sırası mı? Haydi birazdan ineceğiz.” başını salladı Arven; aklına gelen pasaj onu iraz güçlendirmiş gibi hissediyordu. Artık ne yapacağından emin olduğunu düşündü. “Haydi gidelim Benna, Kel kafana da bir şey taksaydın güneş fena yakmış anlaşılan.” dedi gülerek. “Seni salak çocuk kürekleri çekmekten onu mu düşündüm? Kapa çeneni ve in kayıktan.” diyerek karşılık verdi Benna. Kel şakaları yapılmasından hoşlanmıyordu hatta nefret ediyordu. “Hadi ama Benna, seni düşündüğümden söyledim.” dedi Arven, “Hayden, Benna küçükken de böyele çabuk sinirlenir miydi? sanırım onun kelliği çocukken saçkıranla başlamış. Kelliğe alışmış olmalıydı” diyerek devam etti gülerek.  Sinirli bir bakış attı Benna “Şansını zorlama genç adam, yoksa görevini başkasına tamamlatmak zorunda kalabilirler!” dedi. “Sanırım küçükken fazla travma geçirmiş olmalısın anlıyorum” iç geçiren arven kayıktan inerken devam etti konuşmaya, “Ama en mantıklı işi seçmişsin, çünkü muhafızlar kel olmak zorunda ve seni kimse yadırgamaz.” “Arven!” diyerek kükredi Benna, yol boyunca anlattıkları bittikten sonra konuşmayan Hayden, Benna’nın kolundan tuttu. Benna derin bir nefes aldı ve genç bilgenin arkasından kayıktan indi. “Sözlerine dikkat edersen iyi olur Genç Bilge, Benna zap edilemez hake gelmek için çok da düşünen biri değildir.” dedi Hayden, Arven’e yetiştiğinde. “Bunu bilmediğimi düşünmüyorsundur umarım Hayden.” dedi Arven umursamaz bir tavırla.

Zayhan’ın ufak limanı pek şirin görünüyordu. Siverklerin volkan üzerinde uçan kartal figürlü bayrağı bu adada da dalgalanıyordu. her şey yolunda görünüyordu aslında. bir çok kişi Tina’daki pazara gitse de burası ıssız değildi. Arven etrafa göz gezdirdi, sıcaklık Siverk adasına göre daha çekilebilir bir hal almıştı. Küçük tezgahların arasından geçmeye başladılar limandan sonra. Zaten küçük bir adaydı, hemen hemen her evde denize ulaşmak en fazla yarım saat elırdı yürüyerek. Çocuklar etrafta oyunlar oynuyor anneleri de bir köşede ağaç liflerinden hasır örüyordu. gülüyorlardı. Arven kendi kendine pasajı okuyordu. “Kader Tanrının buyruğudur, göremediğiniz hatalar acılar doğurur. kader güzel yazıldı siz körlüğünüzü kader sandınız. Tanrı merhameti sever.”

Muhafız Benna öne geçerek gidecekleri yol için Rehberlik yapmaya başladı. Hayden, “Ayin ne zaman?” diye sordu. Muhafız, kısa boylu tek gözlü adama şöyle bir baktı, “Yakında.” dedi. Yürümeye devam etti. Tam o sırada çocuklar koşmaya korku çığlıklarını eklemişti. üç adam da yürümeyi durdurdu çocukların nereden kaçıştıklarına baktı. anneler ellerindeki sepetleri bırakarak çocuklarına yöneldi. Çocukların sesi adayı inletiyordu. Arven hemen, çocukların kaçıp geldikleri yöne doğru koştu. Muhafız Benna ve Hayden de ne olduğunu anlayamadan Arven’nin arkasına takılmıştı bile. Arven küçük bir erkek  çocuğu durdurdu “Ne oldu?” diye sordu telaşla. Küçük bir oğlan, “Yanımıza geldiğinde kaçtık, o çok çok korkunç dedi.” Arven anlamaya çalışıyordu “Kim yanınıza geldi?” dedi. Çocukcağız korkmuştu besbelli, “O biz saklambaç oynarken geldi, uzun saçları vardı, her yeri kanlıydı elinde…” çocuk korkusundan nefes nefese kalmıştı, tamamlayamadığı cümlesinin devamı için Arven sırtını sıvazlayarak onu yüreklendirdi. ” Elinde, kocaman bir yılan vardı” dedi Arvenin bacağına yapışarak.  Arven şaşırmıştı, “Tamam korkma ben bakacağım. Annen nerede evin nerede?” dedi Arven Çocuğun başını okşayarak. Küçük çocuğun annesi Arven’in yanına doğru koştu. Arven çocuğu annesine verdi. Annesi “O uğursuza dikkar edin sizin de başınıza felaket gelmesin.” diyerek uyardı Arven’i uzaklaşırken. ortalıkta kimse kalmamıştı, herkes evlerine çekilmişti birden.

Muhafız Benna çocukların geldiği yöndenki tarlalara koşturuyordu. Hayden yaşlı da olsa Benna ya yetişmek için çaba harcıyordu. Arven hemen peşlerinde takıldı.  Birkaç yüz metre sonra ekili alanların başına doğru yöneldiler. Adanın içindeki pınara giden patikada kan izleri buldular.

Benna, nefes nefese kalan Hayden’in gözlerine baktı, “Sanırım sadece yakında değil, çok yakında…” dedi.