Birinci Düğüm: Emir (part-5)

Ağustos 11, 2018 1 Yazar: gmz35

Benna, Hayden ve Arven gördükleri karşısında şoka uğramıştı. Karşı taraflarında duran ufak kıza ve elindeki yılana bakıyorlardı. Kesinlikle yılan kızdan daha büyük ve uzundu. Kocaman yeşil sarı derili yılanın kafası, kızın elinde baş aşağı hareketsiz duruyordu. Kızın elbisesi eteğinden yırtılmış üstü başı kan içindeydi. Pınarın başında ayakta duruyor, karşısındaki üç adama yüzünü örten uzun kumral saçları arasından bakıyordu. Yüzünün görülebilen kısımlarından anlaşıldığı kadarıyla ifadesiz küçücük bir suratı vardı. “Hey sen!” diye bağırdı Muhafız Benna. Kız kafasını sağa doğru hafif çevirip tepki verdi.  Arven, Benna’nın kolundan tuttu. “Ne yapıyorsun? Korkutacaksın onu.” diyerek uyardı.  “Kendisinden büyük bir sürüngenden korkmuyor da benden mi korkacak? Ne biçim bilgesin sen?” dedi Benna, verilen tepkinin yersizliğine şaşırarak. “En azından yılanın güneşte parlayan koca dazlak bir kafası ve elinde mızrağı yok.” dedi Arven. Hayden ikisine de sinirli sinirli baktı. Kıza doğru yönelerek “Merhaba küçüğüm.” diyerek başladı sözlerine temkinli konuşuyordu. Puslu bir ses tonuyla karşısındakine zarar vermeyeceğini temin ediyor gibiydi. “Endişelenme sana zarar vermek için gelmedik. İyi misin diye bakmak istedik.” dedi yumuşak ve nazik bir sesle.  Kız elinedeki yılanı gösteriyordu. Hareketsiz duran yılanın ölü olduğunu göstererek iyi olduğunu anlatmaya çalışıyor olmalıydı.  Arven, Benna’ya bakarak “Gördün mü? Sen ve korkunç suratın..” diyerek iç geçirdi. Ufak muzip bir gülümseme Arven’in dudaklarına eşlik etti. Benna “Konuşmaman senin için daha hayırlı olur Genç Bilge!?” diyerek durumdan memnuniyetsizliğini ifade etti. Yol boyu ikilinin arasında yaşanan ufak tefek atışmalara yenisini eklemeyi ihmal etmeden ilerleyebilmeleri Benna açısından zorlayıcı olmaya başlamıştı.

Hayden bir kaç adım daha yaklaşmaya çalıştı. Yavaş yavaş konuşarak ilerlerse kızın korkmayacağını düşünüyordu.  “Yılandan korkmaman çok güzel genç hanım. Cesaretin muhafızlarda olacak türden.” diyerek övdü onu Hayden.  Yaklaştıkça uzaktan donuk görünen surat sevimli bir hal almaya başladı. Uzun siyah saçlara eşlik eden orman yeşili gözler netleşinceye kadar, Hayden önde Arven ve Benna da Hayden’in arkasında adım adım ilerlediler. Ayaklarının altındaki toprak bu mevsime göre nemli sayılırdı. Pınar tarafına doğru bitkiler ve yeşillikler artmaya devam ediyordu. Kızdan hala bir ses duymamışlardı. Olacakları tahmin etmek zordu. Temel işlerinin şuan kızı ürkütmemek olduğunu hepsi gayet iyi biliyordu. Ve beklenen tepki sözsüz bir şekilde geldi. Küçük kız elindeki yılanı bırakmadan arkasını döndü, adamlar onu takip etsin istiyor gibiydi.  Arkasını dönüp ilerlemeye başlayan kızın ardından, merak da artıyordu. Ufaklığın üstü başı kan içinde olmasına rağmen, kızın yürüyüşünden anlaşıldığı kadarıyla yaralı değildi.

Arkasını dönüp ilerleyen kız yavaş yavaş yürürken, birden durdu. arkadakileri kontrol etmek istediği belliydi. eliyle işaret verdi. gelin diyordu. konuşmamasına rağmen işareti açık ve netti. İşareti anlayan üçlü kısa bir an bakıştılar. Kuş sesleri hafif rüzgara karışırken kızın arkasından ilerlemeye devam ettiler. “Ne olmuş olabilir?” diye düşünüyordu Hayden. Arven ise kafa karışıklığı ve merak duygusuna kapılmış ayaklarının gövdesini götürmesine izin eriyordu. İlk defa genç bilge sorgusuzca yürümenin tadını aldığını fark etti. Saf merak böyle bir şey diye düşündü. Benna ise muhafızlığın genleri tarafından kuşanmış bir emir eri olarak ilk defa bir kızdan komut almış, huzursuz hissediyordu.

                                      souce

Kız, pınarın kapattığı dışarıdan görülmeyen bir kuydutan içeri elindeki yılanla girdi. İlk bakışta fark edilmeyen bu yer sık ağaçlarla kaplı, ada sakinlerinin her zaman kullandığı belli olan patikanın dışında kalsa da yanı başında olan bir yerdi. Merak iyice artıyordu. “Orada ne olmuş olabilir ki?” diye sordu  kısık sesle Arven, düşünemiyordu şaşkındı. Diğerlerinin de pek farkı yok gibiydi. Kimse cevap vermedi soru havada kaldı. Korkulan şey ortaktı, bir insanın zarar görmüş olmamasını diliyorlardı. Her şeye rağman tahmin edilemeyen bir durum olduğu açıktı.  Kızın arkasından kuytu bir yere girmek ürkütücü bile sayılabilirdi, nihayetinde koca yılanı haklamış bir kız epey akıllı ve güçlü olmalıydı. Benna ağaçlıklardan geçerken belindeki bıça elini uzattı, bıçağı tutarak adımlarını atmayı sürdürdü.

İçeri girdiklerinde burasının iyice serin ve gölgelik bir yer olduğu anlaşılıyordu. Benna “önden ben yürüyeceğim.” dedi Hayden’e bakarak. “Olmaz, kız bana güveniyor bırak ufaklık bize ne gösterecek görelim. bu kadar sıska bir kız bize ne yapacak.” diyerek karşılık verdi. Arven başıyla onayladı yaşlı deniz kurdunu.

Kız elindeki yılanı yere bıraktı. “Bakın.” dedi. İlk defa sesini duydular. Naif bir sesi vardı, Yine de bedenine göre güçlü bir tınısı olduğu hissediliyordu. Eliyle işare ettği yerde bir çukur vardı. Bu kuytu kısımda ışık az olsa da kızın gösterdiği şey gayet net seçiliyordu.

Yaralı ceylan çukurun yanında gözlerini kapatmış uzanıyordu. Yanında ufak bir yavru vardı. Annesinden süt emmeye çalışıyordu, yaralı ceykan uzandığı yerden yavrusunu doyuruyordu. . Ortalıktaki kana bakılırsa yeni doğum yapmış bir anneydi.  Başmuhafız elini atıığı bıçaktan elini çekti ve gördüklerini anlamaya çalıştı. Hayden küçük kıza baktı , ona yaklaşıp onun seviyesinde diz çökerek “Onu sen mi kurtardın?” dedi hayret ederek. Kız başını salladı utangaç bir tavırla.

source

Arven “Neler olduğunu bize anlatır mısın?” dedi nazikçe. Bu arada yaralı anneye doğru onu ürkütmeden adım atmaya başladı. Yarasına bakmak istiyordu. Ceylanın bacağına baktı hareket ettirmediğini gördü, hayvan acı çekiyordu. Arka bacağı kırılmıştı, kalça tarafında ısırma izi vardı. Yılanın güçlü bir çenesi olsa da zehirli olmadığını gayet iyi biliyordu genç bilge. Hemen kuşağını çıkarıp bir sopa yardımıyla ceylanın bacağını sabitledi. Etrafa bakınmaya başladı, ortamda aradığını bir ağacın dibinde buldu, bu mantar uyuşturucu etkiye sahipti. Bir taş yardımıyla topladığı ufak kırmızı mantarları ezdı ve elini sürmeden ağaç dalıyla cebindeki mendile aktardı. Ceylanın kalçasındaki ısırığı matarasındaki suyla temizledi üzerine mantarlı mendili sabitledi. Ufak bir inilti duyuldu kulaklarda. Ceylanın canı yanıyor olmalıydı. Yavru da ürküp daha çok annesine yanaştı.

Bu sırada kız olanları yavaş yavaş anlatmaya başlamıştı. “Patikada yürüyordum, evimiz biraz uzak. Burayı keşfetmiştik annemle uzun zaman önce.” Gözleri donuklaştı annesini söylerken. Yeşil gözleri her ne kadar insanı hayrete düşürecek derinliğe sahip olsa da acısını da yansıtan bir ayna gibi duruyordu. “Sonra ne oldu?” dedi Benna. Kız, Bennaya baktı saçlarının arasından kafasını kaldırarak. “Onu gördüm, doğum başlamıştı. Arkasında yılan vardı bacağına dolanmıştı.” dedi. Hayden kızın başını okşadı.

“Bu kadar büyük yılanı görünce ne yaptın?” dedi kızın korkup kaçmaması onun cesaretini kanıtlıyordu. Kız yaşlı adama sevgiyle baktı artık dili iyice çözülmüştü, ilk defa birisi yaptığının nedenini soruyor onunla ilgilenyordu.”Yılanı görünce, tarlada yaban otlarını biçtiğimiz kamayı cebimden çıkardım. Ben onları üstten görüyordum, yılan bei farketmeden üstüne atladım.” dedi heyecanla. Baş muhafız donmuştu duydukları karşısında, kızın bu denli cesaretli olması için aklını kaçırması gerek diye düşündü. “Kamamı yılana sapladım, ağır gövdeli bir yılan olduğu için çabuk hareket edemeyeceğini düşündüm. Sapladığım yerden aşağıya bıçağımı kesintisiz çektim . Yılan hareketlendi. Yukarıya kaçtım. Ceylanı bırakıp benim üstüme hızla geldi..” eliyle kanlı bir kayayı gösterdi, anlatımıyla doğru orantılı nefesi hızlanmıştı, “Başına onu vurna fırsatı buldum tepeden başına fırlattım.” dedi. Ceylan o sırada doğumunu yapmış olmalıydı.

Herkes duydukları karşısında şok olmuştu. Ama asıl birazdan duuyacakları karşısında daha büyük bir şok yaşayacaklardı.